Bir ülkenin ekonomik geleceği onun ürettiği insan sermayesine bağlıdır. Türkiye’de ki durumu göz önüne aldığımızda; insan sermayesi potansiyeline rağmen ülkemiz eğitim sektöründe ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Ülkemizde eğitim alanında özellikle son yirmi yılda birçok değişiklikler yapılmıştır. Gösterilen çabalar bize ülkemizde eğitim sektöründe bir tatminsizlik ve dolayısıyla bir arayış olduğunu açıkça anlatmaktadır.
Bu arayışlar doğrultusunda nesnelerin sadece görüntüsüne odaklanan gözler; bilgisayarları, internet ağ sistemlerini ve sınıflardaki akıllı tahtaları kanıt olarak gösterip, tüm bu teknolojik araçların kullanımını değişim olarak ele alabilir ve günümüz sınıflarının 20. yüzyıldakilerden oldukça farklı olduğunu zannedebilirler. Diğer yandan; okulların tasarlanış seklinin, kitle eğitiminin, öğrenci- öğretmen ilişkisinin ve okul yönetiminin geçen yüzyıldan ayırt edici şekilde farklılaşmadığını göz önüne alırsak, okullardaki değişimin aslında düşündüğümüzden daha yüzeysel olduğunu söyleyebiliriz. Bunun bir sebebi de kurumsal anlamda sınıf ve okul yapısının altında yatan sebep ve sonuç ilişkisini değişmemiş olmasıdır. Okulun dışında kalan kurumlar bilgi çağına geçmişken okullar sanayi devriminden bugüne bir evrim geçirmemiş ve yüz yıldan uzun zamandır aynı kalmıştır. Diğer yandan dünya modernden post-moderne, endüstriyelden post- endüstriyele, kırdan kente ve yerelden global değerlere doğru bir değişim içindedir. Tüm bunlar doğal olarak eğitimde de bir paradigma değişikliğini zorunlu kılmakta ve 20.yy in eğitimini eleştiriye tutmaktadır.